Kirmizi Alarm - web tabanli online savaş oyunu Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası > OYUN DIŞI > Paylaşım Mekanı
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

 
Hızlı Giriş

GameCLUB  |   SABIT KONULAR:KA Genel Kurallar

Ramazan 2010-Ramazanın Önemi

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz Sayfa  123 5>
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Ramazan 2010-Ramazanın Önemi
    Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:27
Ramazanın tadına doyum olmaz.Sabırsızlıkla bekliyorum bir an önce geleseydi.SmileSmile
 
 
 
Her şeyin bir hasat mevsimi var. İlkbaharda yeşeren bitkiler, yazın olgunlaşır. Yapraklar sonbaharda dökülür. Bu, Yaratıcı’nın koyduğu bir kanun. Mana dünyamızın hasat mevsimi de, Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Özellikle Ramazan, bir yılın zirve noktasıdır. Oniki ay arasından Allah’ın seçtiği ve pek çok güzellik ve ikramlarla donattığı aydır. Allahu Tealâ, Kur’an’ı bu ayda indirmeye başlamış ve vahyin başladığı gecenin çok kıymetli olduğunu, özel bir sure ile bize bildirmiştir. Bu gecenin ismini de bizzat kendisi koymuş ve Ramazan’ın otuz gecesi içinde onu saklamıştır. Böylece gündüzü ve gecesi ile Ramazan ayının tamamının değerlendirilmesini murad etmiştir.

Allahu Tealâ, her yıl Ramazan ayını kullarını affedip kendisine yaklaştırmak için özel olarak hazırlıyor. Bu hazırlığı Hz. Peygamber (A.S.) şöyle haber veriyor: “Bu ay gelince gök kapıları açılır, Cehennem kapıları kapatılır, şeytanların azgınları zincire vurulur. Ramazan ayında bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Bu gecenin hayrından mahrum kalan kimse, hakikaten mahrum kalmıştır.” (Nesai)

Rasul-ü Ekrem (A.S.), diğer hiçbir ümmete verilmemiş olan ve sadece Ramazan ayında ikram edilen beş nimeti şöyle anlatıyor:

“Benden önce hiçbir Nebi’ye verilmemiş olan beş şey vardır ki, onlar benim ümmetime verilmiştir:

Birincisi; Ramazan ayının ilk gecesinde Allah, onlara (oruç tutanlara) bakar. Allah, baktığı kişiye ebediyyen azab etmez.

İkincisi; Oruç tutanların ağız kokusu. Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.

Üçüncüsü; Melekler gündüz ve gece boyunca oruç tutanlar için Allah’tan af diler.

Dördüncüsü; Allahu Tealâ, Cennetine emreder ve şöyle der: Kullarım için hazırlan ve süslen. Kullarımın dünya yorgunluğundan kurtularak, benim ikramlarıma ve benim evime gelip dinlenmeleri yakınlaşmıştır.

Beşincisi; Ramazanın son gecesi olunca Allah, onların hepsini affeder.” (Ahmed, Beyhaki)

Oruç ibadeti, diğer ibadetlerden farklı bir özelliğe sahiptir. Gün boyunca, saniyelerine varıncaya kadar bir ibadettir oruç. Saniye saniye, dakika dakika akşama kadar arzu edilen her şeyden Allah istediği için uzak durmak… Bir de bu düşünce ile yani sürekli ibadet içinde bulunma düşüncesi ile kimseyi incitmemek, yeryüzünde tevazu ile dolaşmak…

İşte böyle bir orucun mükafatı, insanların anlayamıyacağı büyüklükte… Kudsi hadiste şöyle buyurur Rabbimiz: “Adem çocuklarının bütün amelleri kendileri içindir. Fakat oruç böyle değil. O benim içindir ve mükafatını (sadece) ben (bilir) ve veririm…” (Buhari, Müslim)

İşte yılın son fırsatı… Bir sonraki Ramazan ayına kimler yetişir bilinmez. Bize düşen önümüzdeki bu bereketi değerlendirmektir. Hz. Peygamber (A.S.), insanoğlunun her şeyini uğruna vereceği büyük bir nimetin Ramazan’da isteyen herkese verildiğini şöyle anlatıyor: “Allahu Tealâ Ramazan orucunu size farz kıldı. Ben de gecelerini (teravih ve diğer amellerle) ibadet etmenizi sünnet edindim. Kim Ramazanı inanarak ve mükafatını bekleyerek oruçla geçirir, gecelerini kalkarak değerlendirirse, annesinin doğurduğu günde olduğu gibi bütün günahlarından kurtulur.” (Nesai, Ahmed)

Oruçlunun Bir Günü
Oruçla takvayı elde etmek için nelere dikkat etmeliyiz?
* Namazları cemaatle ve camide kılmaya özen göstermeliyiz. Yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılan kimsenin, bütün geceyi ibadetle geçirmiş sayılacağı hadiste bildirilmiştir.
* Kavgadan ve kaba davranmaktan uzak durmalıyız. Kaba davranan kişiye karşılık vermemeli, “ben oruçluyum” diyerek yumuşaklığı tercih etmeliyiz. (Buhari)
* Bütün organlarımızı kötülükten ve günahtan uzak tutmaya çalışmalıyız.
* Gücümüz nisbetinde sadaka vermeli ve hayırlı işleri arttırmalıyız. Bu amelleri bütün Ramazan günlerine dağıtmalıyız.
* Gücümüz yettiğince Kur’an okumalıyız.
* Teravih namazlarını aksatmamalıyız.
* Teheccüd namazını iki rekat bile olsa kılmalıyız. İmsak vaktine kadar teheccüd namazı kılınabilmektedir.
* Günlük virdlerimizi aksatmadan devam ettirmeliyiz.
* İmkanımız varsa, son on günde itikafa girmeliyiz. İtikaf, ibadet niyeti ile namazların eda edildiği bir mescitte bulunmaktan ibarettir.
* Kadir gecesini, Ramazan gecelerinin hepsinde aramalıyız.

Bir Gecede Bir Ömür Kazanmak
Mana ikliminin zirvesindeki saatler, Kadir gecesini oluşturan saatlerdir. Kadir gecesi, bir yılın en kıymetli ve en önemli gecesidir. Cenabı Hak, bu geceye verdiği değeri, hakkında özel bir sure indirmekle apaçık ortaya koymuştur:

“Biz onu (Kur’an’ı) kadir gecesinde indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve rûh (Cebrail A.S.) her iş için iner dururlar. O gece esenlik doludur; tâ fecrin doğuşuna kadar.” (Kadir/1-5)

Evet; bir gecede, yaklaşık on iki saatte, bin ay kazanmak… Tam seksenüç yıl, üç aylık bir ömür. Bir gecede yaptığınız her amel, seksen üç yıllık bir ömürde sürekli yapılmış bir amel olarak hesabınıza geçiyor.

Ramazanı dolu dolu geçirip, Kadir gecesini en iyi şekilde değerlendiren ve takva hassasiyetini kazanan kullardan olabilmek ümit ve duası ile…

Mehmet Işık



Düzenleyen favorite - 23-Temmuz-2010 Saat 22:29
Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:29
Kalplerin Diriliş Zamanı
 
Senede bir gelen kavuşma

İnsana varlığı hatırlatan bir açlık…

Hep elimizde olduğunu ya da elde edebileceğimizi düşündüğümüz hayatın ötesini gösteren bir pencere…

Ramazan bizi silkelemeye, uyandırmaya geldi.

Küçük veya büyük endişelerden
İmanımızı çalmaya çalışan şüphelerden
Gücü imana değil, maddiyata dayananlara karşı hissettiğimiz korkudan…
Ramazan bizi feraha çıkarmaya, güç vermeye geldi…

Hayatımızı boğan meşgalelerin karanlığından
Nefis kuyusundan, benlik mağarasından
Kör eden gaflet sağanağından…
Ramazan bizi kurtarmaya, el uzatmaya geldi.

Ramazan geldi gönüllere
Hoş geldi
Hoş geçsin.
Öteki kavuşmaya dek
Hoş tutsun bizleri…

Sizce gerçek tutsaklık nedir?
Gerçek tutsak, bedeni bir mahpusta dış dünyadan mahrum bırakılan adam değildir.

Aksini düşünüyorsanız, tarih boyunca zindanlara atılmış ama gönülleri rahmet deryasında sofradan sofraya ziyafete koşan nice insanı hatılamalısınız.

Tarih, zindanda olduğu halde manevi semamıza halâ ışık veren böyle yıldızlarla dolu.

Kimler yok ki! Hz. Yusuf gibi peygamberler, Hz. Bilâl-i Habeşî gibi sahabiler, İmam-ı Rabbanî gibi veliler, İmam-ı Azam gibi alimler…

Gerçek tutsaklık beden tutsaklığı olamaz. Beden zaten özgür değil ki.

Ne kadar uzağı görebilirsiniz, ne kadar işitebilirsiniz? Gözünüz ve kulağınız özgür değil.

Ne kadarına güç yetirebilir, isteklerinizi ne ölçüde gerçekleştirebilirsiniz?

Gerçek tutsaklık beden tutsaklığı değil, bedene tutsaklık olabilir. Arzuların, isteklerin geçici ve sınırlı tatminlerine tutsaklık.

Şimdi o tutsaklığın zincirini tuz-buz edecek rahmet kılıcını kuşanma zamanı. Yani oruç zamanı.

Nefsin ve şeytanın, sefil ve fani hazların zindanlarından, iradeyi özgürlüğüne kavuşturma zamanı.

Fani varlığımızın kölesi değil, efendisi olduğumuzu gösterme zamanı. Emmare nefsin amirliğine son verme zamanı.

Yalnız Yaratıcımız’ın önünde boyun eğdiğimizi, yalnız O’na teslim olduğumuzu önce kendimize ispat etme zamanı.

Bir yanda toprağa basarken, bir yanda rahmet semalarına kanat açıp melekleşme zamanı.

Bütün dakikalarımızı, saatlerimizi, aylarımızı ve yıllarımızı yaradılış hakikatimize göre yeniden ayarlama zamanı.

Çıktığımız ebediyyet seferi adına ömür meydanında talim yapma zamanı.

Alemin ilâhi solukla dirildiği bu mevsimde kalplerimizi yeniden diriltme zamanı.

“Oku” hitabıyla Hira’da açan gülü evlerimize, sokaklarımıza, şehirlerimize ve bütün kainata koklatma zamanı.

O’nun kokusuyla sarhoş olup şarkılar söyleme, coşma zamanı.

Bahar geldi.

Kış ortasında baharı yaşatana teşekkür zamanı.

Baharınız mübarek olsun.

Cemil Mollahanoğlu

Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
supermen Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Mart-2008
Şehir: Kıl Kesmek..
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1718
Takim:

Bur:
Akrep Burcu
  Alıntı supermen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:30
Ramazan geldi hoş geldi KA ya şenlik gelidiiii güm güm güm güm güm..
 
Bu sene KA nın ramazan davulcusu benim..
 
20 gün geçse
ramazan gelse
Oruç tutmaktan yorulan
Oyunu yerde bırakıp gitse.. ( nerdeeeeeeeee..) 
 
LOLLOL
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak..
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:30
Eski Zamanlarda Ramazan Hazırlığı
 
 
Benim çocukluğumun ramazanları karakışa rastlamıştı.

Onun içindir ki, kulağımda kalan ilk davul sesi oldukça kof ve hayli neşesizdir. Zira deri, rutubetten porsumuş bulunurdu; ayrıca kapalı camlar ve kafesler ardından ses, içeriye boğuklaşarak girerdi.

Fakat annemin kış ramazanını yazınkilere tercih ettiğini iyice hatırlıyorum. Kışın günler kısadır; insan, bir de bakar, top vakti yaklaşıvermiş. Halbuki yazın, hararetten bunalmanızı, dudaklarmızın susuzluktan böcek kabuğu gibi kaskatı kesilmesini bir tarafa bırakınız, bir türlü akşam olmak bilmez ki. Allah iş, güç sahibi olanların yardımcısı olsun!

Yaz ramazanını sevenler de şöyle derlerdi: Gündüzün zahmet çekilir amma kırda, bahçelerde kurulan sofralarda oruç açmak pek hoştur. İftar masası da çeşit çeşit salatalarla, cacık ve domatesle, şeftaliler, karpuzlar, kavunlarla daha renkli, daha iştah çekici ve keyifli olur!

Kısmetimde iki mevsim ramazanı da görmek varmış; hatta, işte tekrar kışınkine de giriyorum. Lakin ikimiz de ramazan ve ben ne kadar değiştik. O ramazanlar beni tanıyamazlar; kendileri ise benden daha tanılmaz halde!

Berat kandili geçince evde ramazan hazırlığına başlanırdı; iki hafta süren bu hazırlık esnasında evler, baştan başa yıkanır, günlerce tahta gıcırtıları. İstanbul şehrine, sokaklarından kağnılar geçen bir Anadolu kasabası ahengi verirdi.

Asıl ehemmiyet verilen yer, mutfak ve kilerdi. "On iki ayın sultanı" unvanıyla anılan ramazan, her şeyden evvel, boğaz ve mide ile alakadardı; bu ayda, israf denilebilecek bir bolluk hüküm sürer, İstanbul, en nefîs yemeklerin her "merhaba" diyene sunulduğu muazzam bir imarethaneye dönerdi.

Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu ki... Gözüne kestirdiğine girerdin. Kimse kim olduğunuzu, nerede, ne münasebetle tanışıldığını, isminizi ve işinizi sormazdı. Sadece, kapıda duran ağa, kılığınıza, kıyafetinize bakarak, size yer gösterirdi: Ya büyük sofrada, ya orta sofrada, yahut da alt katta, kahve ocağı sofrasında.

Otur masanın bir kenarına; istersen ne konuş, ne dinle; yaranmaya çalışma; sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur; kahveni iç; usulcacık sıvış, git. Kimse farkında olmaz, onlar dahi işi acayip bulmazdı. Otuz gün ramazanı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle lord gibi yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı!

Şurasını da unutmamalı: Bugün, şayet iyi bir lokantada aynı yemeği, aynı bollukla yemek icap etse hususiyle o yemeklerin bulunması kabil olsa her öğünde altı lira ile on lira arasında bir masraf ihtiyar etmeniz lazım gelir!

Bizim iftarımız da herkese açıktı.

Ramazandan bir, iki hafta evvel, babam, bir sabah "evradını okuduktan ve namazını kılıp zikrini bitirdikten, "Sabah şerifler hayrola, hayırlar fethola, şerler defola!" diye duasını da tamamladıkta sonra başında keten takke, sırtında nafe kürk, burnunda altın gözlük- köşesine hususî bir ehemmiyetle oturur, evin erkanını nezdine çağırırdı. Önünde hokka, kalem ve elinde bir defter hazır... İçtimadan maksat, ramazan erzakını tespit etmek, yani listesini yapıp asmaaltı tüccarlarından Yağcı İbrahim Beye göndermek. Sorardı:

- Rugan-i sade, kaç teneke?

Bu, malum olduğu üzere, sadeyağ, yemeklik yağ manasınadır. Altı teneke mi, sekiz teneke mi, ne kadarsa söylerler, babam bunu yazar, yeni bir suale geçerdi:

- Un ne kadar olmalı?

Ölçü ve miktar taayyün edince kamış kalem yeniden cızırdardı; lakin kağıda "un" yazmak usulden değildi; "dakîk" demek icap ederdi. O devirde böreklik un Odesa'dan, kuvvetli yemeklik yağ da Sibirya'dan gelirdi, adına Petrovki derlerdi, Sibir yağının alası!

Ben de söze karışırdım: Mutfak erzakı arasında, "elmasiye" yapılmasına yarayan elvan "jelatin" yapraklar unutulmaması için! Usta aşçılar bunu bir masal köşkü gibi renk renk kurarlardı; sütlüsünü, çikolatalısını, portakal ve mandalinlisini kata kat dondurarak ve üst kubbelerini yakut kırmızısına boyayıp. Tabakta tir tir titrerdi ve kaşık sokulunca her tarafından şahrem şahrem ayrılır, yumuşacık çökerdi. Herkes "Aman, yenilir şey midir o? İnsanın dudakları birbirine yapışıyor?" derdi; evet amma, ben tadına değil, manzarasına, hayalimi okşayıp peri saraylarını, Hint, Çin ve Japon mabetlerini düşündürmesine bayılırdım; minimini bir şövalye kıyafetinde, belimde meç, başımda tüylü şapka, kadife elbisemle burç ve barularında dolaşamadığıma üzülür bu şekerden, şuruptan yapılmış şatonun sarışın sahibesiyle muaşakalar tasavvur ederdim!

İyi evler mahalle bakkallarından alış veriş etmeyi haysiyete muvafık bulmazlardı. Zaten eski zamanda her semtte bakkaliye mağazaları yoktu; mahalle bakkalları ise her şeyin adisini, ucuzunu, bayat, bozuk, mahlut, böcekli ve sineklisini satarlardı. Halleri, vakitleri yerinde olanlar erzakı, karabiberinden pirinç ununa, havyarından maltız sardalyasına, pastırmasından kuru cevizine kadar, mevsimlere göre, hep birinden, üçer aylık, Asmaaltı'ndan alırlar, yük arabalarıyla getirtip kilerlerine doldururlardı. Kaşar peyniri kelleleri, bozulmasın diye, pirinç ambarlarında hıfzolunurdu; sabunlar evde kesilir, kurutulurdu. O zamanlarda şekerler kelle, daha doğrusu mahrutî şekilde satıldığından yine boy boy, evlerde kırılır, öyle saklanırdı.

Evlerde tel ile sabun kesilişi ve çekiçle şeker kırılışı eğlenceli olduğundan bugünleri kaçırmaz, genç hizmetçilerin saçlarına biriken sabun zerrelerini ve yüzlerine toplanan şeker tozlarını seyretmekten, bilhassa Giridîzade sabununun kokusundan çok hoşlanırdım.

Kahveyi tane halinde selamlığa verirlerdi; onu uşaklar, alevli ateşte ve kalın saçtan yapılmış döner tavada kavururlar ve sapının üzerine tespit edilen kocaman değirmende okkalarcasını çekerlerdi.

Mahlut olmasından korkulduğu cihetle toz kahve alan yok gibiydi; kahveler, benim çocukluğumda, her tarafından dikili, ufacık kazevilerde satılırdı; Mısır pirinçleri de büyüklerinde. Tuz da evlerde dövülür, ince ve beyaz sofra tuzları yalnız Beyoğlu bakkallarında bulunurdu. Bunun içindir ki, bazı konaklarda çifte taşlı ve ortası oluklu tuz değirmenlerine de rast gelmek mümkündü.

İşte, büyük konaklarda şaban ayının son haftaları, bütün bu hazırlıkların ikmali için telaşla, alış verişle geçerdi.

Üç tarafı ambarlı büyük kilerin tavanına kancalı büyük çiviler kakılmıştı; bu çivilerden de uçları kancalı demirler sarkardı: Hem hava alması, hem de fare dokunmaması icap eden öteberiyi asmak için. Bu kilere pek girmezdim; benim zevkimi okşayan orta kattaki ince kilerdi. Raflarına reçel kavanozlarının dizildiği, çömleklerin boy boy sıralandığı bu ferah, havadar yerde henüz teneke dediğimiz ve bugün en fazla kullandığımız madenî kaba yer verilmemişti. Nevale, ya toprak, ya cam, yahut fıçı ve kutu gibi tahta kaplarda saklanırdı. Meraklıları, taze yaprak örtülü teneke kutuda satın aldıkları havyarı da hemen çömleğe naklederlerdi. Haklı idiler; zira teneke her şeye, hatta kuru olanlara bile o acayip, çeşnisini, kokusunu sindiren bir madendir. Tenekecilerin kızgın havyarı nişadıra sürtüştürdükleri zaman duyduğumuz hem buruşturucu, hem tuzlu kokunun bir derece hafiflemişi, fakat daha yavanlaşmışı.

Ramazandan evvel listesi yapılan bir de reçel ve şurup çeşidi vardı. Yazın, ev hanımlarının itina ile kaynattıkları reçellerle şurupların kıymet bilip bilmedikleri malum olmayan kimselere yedirilip içirilmesine kıyılamadığından, yine en meşhur dükkandan alınmak şartıyla, bunlar hariçten tedarik olunurdu.

Ben, yeşilimtrak kabuğu içinden yine yeşilce eti ve beyazımsı çekirdeği sezilen hünnap reçelini tercih ederdim; frenk üzümü ile çilek de hoşuma giderdi. Ayrıca Bursa'dan salep reçeli de getirttirirdik. Evet. salebin de, dörder köşe kesilmiş tanelerden reçeli yapılırdı amma nasıl? Ve şimdi, hala var mıdır, bilmiyorum. Tuhafıma giden reçellerden biri de zencefil reçeliydi. Galiba, artık onu da bulmak zor. Hoş, pek özge bir şey değildi.

Bizim evde şurup sevilmezdi; kuvveti, güç olmakla beraber, şerbete, yani kaynamamış meyva suyuna ve şekerine nane sürtüştürülmüş limonataya verirdik. Turşulardan da makbul tutulanı dolmalık kırmızı biberdi; amma içi rendelenmiş lahana ve kerevizle doldurulmuş olanı. Kızıl derisine bıçağı vurdunuz mu tabağınızda bir bahçe açılırdı. O, daima hazır duran nefîs bir salata hazinesiydi!

Görüyorsunuz ki, bahis gittikçe yemeğe dökülüyor. Şayet ramazan yemeklerini saymaya, hatırlatmaya ve bilmeyenlere tarife kalkışsam dört sayfalık harp devri gazetesinin yarısını bu işe hasretmekliğim lazım gelir. Hatta, mübalağa olmasın amma, yalnız pastırmalı yumurtanın nasıl hazırlandığına ve piştikten sonra tepsisinin mükellef tasvirine koca bir sütun ayırabilirim. Ah, bizdeki yemek kitapları! Her muharririn, roman gibi, içtimaî tetkik veya felsefi etüt gibi bir gayesi vardır; can atıp da bir türlü başaramadığı sevgili gayesi. Benimki de bir yemek kitabıdır.

Bir yemek kitabı ki, asırlarca sofralarımızda saltanat sürmüş ve izi hayatın dört tadından en mühimine kandırmış olan haşmetli yemeklerimizin bir "Şehname"sini teşkil etsin!

Refik Halid Karay
Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:36
Orjinalini yazan: supermen

Ramazan geldi hoş geldi KA ya şenlik gelidiiii güm güm güm güm güm..
 
Bu sene KA nın ramazan davulcusu benim..
 
20 gün geçse
ramazan gelse
Oruç tutmaktan yorulan
Oyunu yerde bırakıp gitse.. ( nerdeeeeeeeee..) 
 
LOLLOL
Bunu tuttum Supermen aferin sana.İnşallah düşmanlarımız sızar kalır oruç tutmaktan da vururuzLOLLOL
Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:37
Ramazan Ayında Yapılacak Bazı Dua ve İbadetler
Ramazân-ı şerîfin ilk akşamı

Şa'ban'ın son gününü Ramazan'ın ilk gününe bağlayan gece) akşamla yatsı arasında 2 rek'at teşekkür namazı kılınır. „Yâ Rabbî, Ramazân-ı şerîf ile müşerref kıldığın için“ denilir ve namaza durulur.

Fâtiha-i şerîfeden sonra birinci rek'atte 1 „İnnâ a'taynâkel-kevser“, ikinci rek'atte 1 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra; 70 İstiğfâr-ı şerîf, 70 Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir) okunup dua yapılır.

Birinci 10 gün içinde mümkünse tesbih namazı kılınır ve Hatm-i Enbiyâ yapılır.

İkinci 10 gün içinde mümkünse yine tesbih namazı kılınır ve Hatm-i Enbiyâ yapılır.

Üçüncü 10 gün içinde tevbe-istiğfar, Hatm-i Enbiyâ ve 7 salât-ü selâm'dan sonra mümkünse Hatm-i İstiğfâr yapılıp, yani 1001 defa:

اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ

„Estağfirullâhe'l-azıym. Ve etûbü ileyk“ denilip, bittikten sonra 7 ilâ 70 salat-ü selâm okunur ve duâ yapılır.

İftara Yakın Edilecek Dua


اَللَّهُمَّ يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ اغْفِرْ لِى

„Allâhümme yâ vâsial-mağfiratiğfirlî“,

İftar Esnâsında Edilecek Dua


اَللَّهُمَّ لَكَ صُمْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَعَلَى رِزْقِكَ اَفْطَرْتُ وَصَوْمَ غَدٍ نَوَيْتُ

„Allâhümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme ğadin neveytü“ duâsı okunur.

Ramazanda sadaka-i fıtır veremeyen müslümanlar, arefe günü 2 rek'at namaz kılarak, Allâh'a ilticâ ederler. Zamm-ı sûre olarak ne istenirse o okunur.
Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
supermen Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Mart-2008
Şehir: Kıl Kesmek..
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1718
Takim:

Bur:
Akrep Burcu
  Alıntı supermen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:42
Orjinalini yazan: favorite

Orjinalini yazan: supermen

Ramazan geldi hoş geldi KA ya şenlik gelidiiii güm güm güm güm güm..
 
Bu sene KA nın ramazan davulcusu benim..
 
20 gün geçse
ramazan gelse
Oruç tutmaktan yorulan
Oyunu yerde bırakıp gitse.. ( nerdeeeeeeeee..) 
 
LOLLOL
Bunu tuttum Supermen aferin sana.İnşallah düşmanlarımız sızar kalır oruç tutmaktan da vururuzLOLLOL
 
 
Olurrrrrrr..
 
İnşallah..
 
 
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak..
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:45

Ramazan Ayı İbadetlerimiz

 



Allah Teâlâ'ya, bizi bu rahmet ayına eriştirdiği için hamdediyor, O'nun sevgili kulu ve elçisi Muhammed Mustafa (S.A.V.)'ya salât ve selâm ediyoruz.

Geçtiğimiz Ramazan ayında beraber oruç tuttuğumuz ve namaz kıldığımız pek çok kardeşimiz, ömürleri vefa etmediği için bu Ramazana yetişemediler. Onlara ve bütün ölülerimize Allah'tan rahmet diliyor, mekânları cennet olsun diyoruz.

Bundan sonraki Ramazanlara erişip erişemeyeceğimizi bilemiyoruz. Ömrümüzün ne kadarı gitti ve ne kadarı kaldığı hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Bunun için bu mübarek ayı iyi değerlendirmeli, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmalıyız.

Ramazan ayı, manevî hayatımızda seçkin yeri olan bir aydır. Bu ay daha girer girmez, diğer aylardan farklı bir yaşantı içine gireriz. Gündüzleri yemek içmek gibi hayatî zevklerden ve her türlü aşırılıklardan çekinerek tuttuğumuz oruçlarla, geceleri dinî bir vecd içinde kıldığımız teravih namazları ile, gönüllerimize iman nurunun ilâhî hüzmeleri dökülmeye başlar. Ramazan sonuna kadar devam eden ve günden güne gönüllerde feyzi artan manevî neşe ile mümin, kendisine, ailesine ve içinde yaşadığı topluma ve hatta bütün insanlara yararlı bir kişi olarak bayrama erişir.

Ramazan ayı, rahmet ve bereketi bol bir aydır. Bu ayın gelmesi ile iyilikler çoğalır, kötülükler azalır, yoksullara ve düşkünlere yardım elleri uzanır.

Evet, bu ay rahmet ayıdır. Hiçbir kamerî ayla kıyaslanamayacak üstünlüğü vardır. Esasen aylar ve günler, zamanın dilimleri olmak itibariyle aralarında bir fark yoktur. Ancak bazı önemli olayların meydana geldiği ay ve günler, diğer zaman dilimlerine göre farklıdır, farklı kabul edilir. İşte Ramazan ayı da bu farklı zaman dilimlerinden biridir. Çünkü insanlığın kararan ufkunu aydınlatan Kur'an-ı Kerîm, bu ayda inmeye başlamıştır. İslâm'ın beş temel ibadetinden biri olan oruç, bu aya tahsis edilmiştir. İnsanı Allah'a yaklaştıran nafile ibadetlerimizden biri olan Teravih namazı bu ayın gecelerini nurlandırmaktadır. Malî ibadetlerimizden biri olan fıtır sadakası da bu ayın sonunda verilmektedir.

Kur'an-ı Kerîm'de Ramazan ayı ile ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır:


"Ramazan ayı (öylesine faziletli bir aydır ki) insanlara yol gösterici ve doğruyu eğriden ayırmanın delilleri olarak Kur'an (bu ayda) indirildi."1

Ebû Hureyre (r.a.) den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:


"Ramazan girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da zincire vurulur."2

Hadisi şerifte ifade edilen; cennet kapılarının açılması, Allah'ın rahmetinden, cehennem kapılarının kapanması ise kötülüklerin azalmasından ve şeytanların zincire vurulması da faaliyetlerinin etkisizliğinden kinayedir.

Değerli kardeşlerim, Ramazan ayı, ibadetler ayıdır. Peygamberimiz bu ayda kendisini tamamen ibadete verir, hele Ramazanın son on gününü itikafla mescide kapanarak geçirirdi.

İbn Abbas radiyallahu anh, Peygamberimizin Ramazan hayatını şöyle anlatır:"Peygamberimiz insanların en cömerdi idi. Kendisine vahiy getiren melek Cebrâil aleyhi's-selâm ile Ramazan ayında karşılaştığı zaman cömertliği doruk noktasına erişirdi. Cebrâil aleyhi's-selâm Ramazanın her gecesinde Peygamberimizle buluşup Kur'an okurlardı. İşte böylece Peygamberimiz, Cebrâil aleyhi's-selâm ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert, daha yararlı olurdu".3

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: "Ramazan-ı Şerifin son on günü girince peygamberimiz ibadet konusunda ciddi bir gayret gösterirdi. Geceyi ibadetle geçirir, ailesini de ibadet için uyandırırdı."4

İşte her şeyde olduğu gibi Ramazan ayını değerlendirme konusunda da örnek alacağımız insan, Peygamberimizdir. Onu örnek alan yanılmaz ve zararlı çıkmaz.

Ramazan Ayına Mahsus İbadetlerimiz

Ramazan ayına mahsus ibadetlerimizin başında oruç gelir. İslâm'ın beş temel ibadetinden biri olan oruç, Ramazan ayına tahsis edilmiş bir ibadettir.

Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretinden bir buçuk yıl sonra farz kılınmış olan oruç; kitap, sünnet ve icma ile sabittir.

Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:47

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyuruluyor:


"Ey müminler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Umulur ki korunursunuz."5

İslâm'ın beş temel ibadet üzerine kurulduğunu söyleyen Peygamberimiz, bunlardan birinin de Ramazan ayı orucu olduğunu bildirmiştir.6

Bedeni bir ibadet olan oruç, diğer namaz ve hac gibi ibadetlerden farklı yönleri vardır. Nefse ağır gelen bir ibadet olduğu kadar da neşeli bir ibadettir. Oruç tutmakla yükümlü olmayan çocukların bu ibadete gösterdikleri ilgi bunun ifadesidir.

Oruçtaki bu neşenin kaynağı , hiç şüphesiz ki, kişinin iradesine hakim olmasıdır. Oruçlu, iftar sofrasına oturup Peygamberimizden rivayet edilen: "Allah'ım, senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.(Ey mağfireti bol Allah'ım, günahlarımı bağışla)"7 diye dua etmesi, onu neşe ve sevincin zirvesine yükseltir. Bir tesadüf eseri sofrasında bulunan ve oruç tutmayan bir müminin gönlünde bir pişmanlık duyacağında şüphe yoktur.

Peygamberimiz, oruçlunun iftar sofrasındaki neşesini şu sözleri ile ifade etmişlerdir:


"Oruçlunun iki sevinci vardır. Birisi iftar zamanındaki sevincidir. Diğeri de tuttuğu oruçla Allah'a kavuştuğu ve orucunun mükâfatına erdiği zaman ki sevincidir."8

Oruç tutanlara Allah Teâlâ'nın kıyamet günü özel muamele yapacağını Peygamberimiz müjdelemişlerdir. Peygamberimiz Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:


"Ademoğlunun her ameli (nin karşılığı kendisine) kat kat verilir. Bir iyililiği on katından yedi yüze kadar mükâfatlandırılır. Yalnız oruç hariç, o, benim içindir ve onun mükafatını ben veririm. Çünkü (oruçlu) yemesini ve nefsanî arzuların sırf benim için (benim rızamı kazanmak için) terkediyor."9 Bunun bir benzeri rivayete de Buhârî yer vermiştir.10 Sehl b. Sa'd'ın rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

b. Sa'd'ın rivayetinde peygamberimiz şöyle buyurmuştur:


"Cennette "Reyyân" denilen bir kapı vardır ki kıyamet gününde bu kapıdan ancak oruç tutanlar girecektir. Bunlardan başkaları giremez. "Oruçlular nerede?" diye çağırılır. Onlar da kalkıp o kapıdan girerler. Oruçlular girdikten sonra kapı kapanır ve artık oradan hiçbir kimse giremez."11

Değerli kardeşlerim, her ibadette olduğu gibi oruç ibadetinde de ferd ve toplum için pek çok yararlar vardır. Kur'an-ı Kerim'de oruçtan ve orucun hikmetinden söz edilirken: "Umulur ki oruçla günahlardan korunursunuz." buyurulmuş ; oruç sayesinde insanın günah işlemekten, başkalarına hile ve haksızlık yapmaktan sakınacağı duyurulmuştur. Çünkü sakıncalı olmayan yemeyi ve içmeyi Allah rızası için belli bir süre terkeden oruçlu, O'nun yasakladığı söz ve işlerden de sakınmak durumundadır. Aksi halde orucunun bir anlamı kalmaz. Nitekim Peygamberimiz:

"Oruç bir kalkandır; (oruçluyu kötülüklerden korur), oruçlu kötü söz söylemesin, oruçlu, kendisi ile itişmek ve dalaşmak isteyene iki defa "ben oruçluyum" desin. Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağzının açlık kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir."12

Bir başka hadisi şerif de şöyledir:


"Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah Teâlâ, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına (yani oruç tutmasına) değer vermez."13 Yine Peygamberimiz:


"Oruç tutan öyle insanlar var ki, ellerine açlık ve susuzluktan başka bir şey geçmez."14 buyurmuştur.


Oruç İnsanda Başkalarına Yardım Etme Duygularını Geliştirir

Çoğu varlıklı insanlar, yoksulların çektiklerini bilmezler. Varlıklı kimse tuttuğu orucun nefse olan etkisini tadar da, yıl boyu açlık çeken ve yokluk içinde kıvranan yoksulları ve kimsesiz çocukları düşünür; onlara karşı gönlünde şefkat ve yardım duyguları uyanır.

Hz. Aişe Peygamberimizin vefatından sonra ne zaman bir yemek yese, peygamberimizi hatırlayarak ağlamaya başlardı. Bir defasında niçin ağladığı kendisine sorulunca şu cevabı vermiştir: "Hz. Muhammed (S.A.V.) sağlığında doyasıya bir günde iki defa yemek yememiştir. Onu hatırladığım için ağlıyorum."15

İşte oruç, insana yoksulların çektikleri sıkıntıyı yaşatır da onlara yardım elini uzatma alışkanlığı kazandırır.


Oruç Sağlığı Korur

Orucun sağlık ve tedavi yönünden de önemi büyüktür. Peygamberimiz:


"Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız"16

İnsan vücudunun bütün gün çalışarak yorulan organları uyku ile dinlendiği gibi, bir yıl durmadan çalışan mide ve sindirim aygıtları da oruç sayesinde dinlenir ve görevlerini daha iyi yapma imkânı kazanır. Peygamberimizin ifadeleri ile mide hastalıkların evidir. Perhiz de en etkili tedavidir. Bir çok hastalıkların tedavisinde doktorların perhiz ve diyet tavsiye etmeleri bunu teyit etmektedir.


Oruç İnsanı Sabra Alıştırır

Zor işler sabırla başarılır ve her engel onunla aşılır. Bunun için Kur'an-ı Kerim'de sabredenler müjdelenmiş ve sonsuz ecirle ödüllendirilecekleri vadedilmiştir.17


Oruç Nimetlerin Kadrini Öğretir

İnsan eriştiği nimetlerin kıymetini, ancak bu nimetler elden çıktıktan sonra anlar, ama iş işten geçtiği için bir yararı olmaz. Oruç, insanı belli bir süre de olsa nimetlerden uzaklaştırır ve nimetlerin kadrini öğretir.


Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2010 Saat 22:47

Oruç Toplum Hayatını da Olumlu Şekilde Etkiler

Oruç tutanlar nefsin aşırı derecedeki isteklerini durdurmak ve iradelerine hakim olmak için büyük güç kazanırlar. Yüce Mevlânın emirlerine itaat eder, yasaklarından kaçınırlar. Birbirlerine karşı iyi ilişkiler içinde bulunur, görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye, iyi bir insan olmaya çalışırlar. Bunda bütün ibadetlerin olduğu kadar orucun da etkisi vardır.

Orucun fert ve toplum hayatına pek çok yararları olması yanında, günahlara da keffarettir. Nitekim Peygamberimiz:


"Bir kimse Ramazanın faziletine inanarak ve mükâfatını umarak oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır."18

Oruç, tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin batmasına kadar, ibadet niyetiyle yemek, içmek ve cinsî yaklaşımdan kendini tutmaktır.


"Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın."19 Âyeti orucun başlangıcını ve bitişini bildirmektedir.

Özet olarak ifade etmek gerekirse; oruç, imsak ile başlar iftar ile sona erer. İmsak, sahur yemeğinin değil, orucun başlangıcıdır. Bu itibarla takvimlerde yazılı olan imsak saatine kadar yiyip içilecek, bu saatten itibaren ise yemeye ve içmeye son verilecektir.


Oruç Kimlere Farzdır

Oruç, erginlik çağına gelmiş akıllı, müslüman erkek ve kadınlara farzdır. Ancak, oruç kendilerine farz olanlardan hasta olanlar ile yolcu olanlar, oruç tutmayabilirler. Hasta olanlar iyileştiklerinde, yolcu olanlar da evlerine döndüklerinde yedikleri günlerin sayısı kadar oruç tutar, kaza ederler. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:


"Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (orucunu yer ve tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder."20 buyurulmuştur.

Hasta bakıcıların, gebe ve emzikli kadınların durumları da aynıdır. Oruç tuttukları takdirde kendileri veya çocukları zarar görecekse veya gereği gibi hastaya bakamayacaklarsa, bunlar da sonradan tutmak üzere oruçlarını yiyebilirler. Çünkü dinde zorluk yok, kolaylık vardır.

Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan veya iyileşmesi mümkün olmayan hastalar oruç tutmazlar, yedikleri her gün için yoksula bir fidye verirler. Fidye vermeye ekonomik durumları müsait olmayanlar, Allah'tan af ve mağfiret dilerler. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:


"Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere (hergün için) yoksulu doyuracak fidye gerekir."21

Adet gören veya Iohusa olan kadınlar ise namaz kılamaz ve oruç tutamazlar. Ancak bu halleri geçtikten sonra, namazları değil, sadece yedikleri günleri kaza ederler.

Fatıma binti Ebî Hubeys, Peygamberimize gelerek:

- Ey Allah'ın Resûlü, ben istihazalı (yani tenasül organından devamlı kan gelen) bir kadınım, hiç temizlenemiyorum. Acaba namazı bıraksam mı?" diye sordu. Peygamberimiz:

- O, bir hastalık sebebiyle gelen bir kandır, hayız kanı değildir. Adet görme günleri gelince namazı bırak, temizlendiğin vakit kanı yıka ve namazını kıl"22 buyurdu.

Rivayete göre Muâze adında bir hanım Hz. Aişe radıyallahu anha'ya gelerek:"Neden âdet gören bir kadın temizlendikten sonra âdet günlerinde kılamadığı namazları kaza etmiyor da tutamadığı oruçları kaza ediyor?'' diye sordu Hz. Aişe: "Sen Harûriye'den misin? dedi. Kadın: "Hayır, Harûriye'den değilim ama öğrenmek için soruyorum" dedi. Bunun üzerine Hz. Aişe: "Vaktiyle bu iş bizim başımıza geldiğinde orucu kaza etmekle emrolunduk, namazın kazası ile emrolunmadık"23 dedi.

Lohusalık hali de hayız gibidir. Hayız ile ilgili hükümler aynen Iohusalık için de geçerlidir.


Oruca Ne Zaman Ve Nasıl Niyet Edilir?

Bütün ibadetlerde olduğu gibi oruç için de niyet şarttır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ramazan ayında her günün orucuna niyet edilmesi gerekir.

Ramazan orucuna güneşin batışından başlamak ve imsakten itibaren yemek, içmek ve cinsî ilişkide bulunmamak şartı ile gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir.

Normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahura kalkmayacak olan kimse yatarken niyet eder. Şayet yatarken niyet etmemiş ise kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsakten itibaren orucu bozacak bir şey yememiş olsun.

Oruç tutmak maksadiyle sahura kalkmak niyet sayılır.

Niyet, esasen kalp ile olur. Yani oruç tutacağını gönlünden geçiren kimse niyet etmiş demektir ancak gönlü ile yapılan bu niyeti dili ile söyleyip teyit etmesi güzeldir. Şöyle niyet eder: "Niyet ettim Allah rızası için Ramazanın yarın ki orucunu tutmaya.''

Sahura kalkıp yemek müstehaptır. Peygamberimiz:


"Sahurda yemek yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır"24 buyurmuşlardır.

Sahur yemeği oruca dayanma gücünü artırır. Ayrıca duaların kabul edildiği vakitlerden biri de sahur zamanıdır.


Terâvih Namazı

Ramazana mahsus ibadetlerden biri de teravih namazıdır.

Teravih namazı sünnet-i müekkede'dir. Sünnet, ya Peygamberimizin devam ettikleri, ya da devam ederken bir özrün araya girmesi ile terkettikleri işlerdir. Peygamberimiz bu namazı hem kılmış ve hemde kıldırmıştır. Ancak farz olur endişesi ile cemaatle kılmaktan vaz geçmiştir.

Buhârî ile Müslim'in Hz. Aişe (r.anh.)'den rivayetlerine göre, şöyle demiştir: "Bir Ramazan gecesi Peygamberimiz mescid'te Teravih namazı kıldı. Ashab-ı Kiram da ona uyarak kıldılar. Ertesi gece de böyle cemaatle kıldı. Halk çoğaldı. Üçüncü yahut dördüncü gece cemaat yine toplanmış, Peygamberimizi beklemeye başlamışlardı. Fakat Peygamberimiz o gece teravihe çıkmadı. Sabah namazından sonra cemaate:


"Ey insanlar, sizin cemaatle Teravih namazını kılmaya olan şiddetli arzu ve hevesinizi görüyorum. Benim de namaza çıkmama hiçbir neden yoktu. Yalnız böyle aşırı bir istekle devam edilerek üzerinize farz kılınmasından, sizin de onu devamlı kılmaya gücünüzün yetmeyeceğinden endişe ettim (bunun için gelmedim)"25 buyurdu.

Bundan sonra Teravih namazını cemaatle değil,herkes kendi başına kılmaya devam etti. Hz. Ebû Bekir devrinde de bir değişiklik olmadı. Hz. Ömer halife olunca bir süre daha böyle devam etti. Bir Ramazan gecesi Hz. Ömer mescide geldi, halkı kendi başına teravih namazı kılarken görünce: "Öyle sanıyorum ki, bunları bir imam arkasında toplarsam daha iyi olacak" dedi. Ertesi gece Übey İbn Kâ'b'ı Teravih namazı imamı tayin edip cemaati onun arkasında topladı ve Teravih namazı bundan böyle cemaatle kılınmaya başladı. Başka bir gece Hz. Ömer mescide geldi, halkın vecd içinde namaz kıldıklarını görünce: "Şu teravihin böyle cemaatle kılınması ne güzel âdet oldu"26 diyerek sevincini ifade etti.

Hz. Ali halkı bu namaza daima teşvik etmiş ve: "Allah, Ömer'in kabrini nurlandırsın, nasıl ki, Ömer mescidlerimizi Teravihin feyzi ile nurlandırıp şereflendirdi ise" diyerek teravih namazının Ramazan-ı Şerifte müslümanların mabetlerine özel bir şeref bahşettiğini bildirmiş ve Hz. Ömer'in bu yaptığını tasvip ettiğini ifade etmiştir.27

Peygamberimiz tarafından kıldırılan Teravih namazının kaç rek'at olduğu bildirilmemiştir. Ebû Seleme b. Abdurrahman'ın Hz. Aişe radiyallahu anha'ya, Peygamberimizin Ramazandaki gece namazını sorduğunda, Hz. Aişe şu cevabı vermiştir. "Peygamberimiz ne Ramazanda ve ne de Ramazandan başka gecelerde on bir rek'attan fazla kılmış değildir."28

İbn Hibban "Sahih" inde Câbir (r.a.) den, Peygamberimizin Ashabı ile birlikte sekiz rek'at teravih, sonra da vitir namazı kıldıklarını; Beyhakî'in İbn Abbas (r.a.) den rivayetinde ise, Peygamberimizin yirmi rek'at teravih namazı kıldırdıklarını, bildirmiştir.29

Şekânî yukarıdaki rivayetleri naklettikten sonra şöyle diyor: "Bu konudaki rivâyetler Ramazan gecelerinde teravih namazının ve bu namazı cemaatle, yalnız başına kılmanın meşrû olduğunu; teravih namazının kesin olarak kaç rek'at olduğu ve her rek'atta ne kadar Kur'an okunacağı hakkında ise bir sünnet varit olmamıştır."30

Hulefâ-i Râşidin devrine gelince; İbn Hacer, Hulefâ-i Râşidîn devrinde kılınan Teravih namazının yirmi rek'at olduğunda Ashabın icma'ı vardır, diyor.

Böylece Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinden başlayarak günümüze kadar kılınmakta olan teravih namazı yirmi rek'attir.

Büyük bir İslâm alimi olan İbn Abdü'I-Berr (H.363-463), Teravih namazının yirmi rek'at olduğu fakihlerin çoğunluğunun, Şafiîlerin, Kûfeli alimlerin ve cumhur-i ulemanın görüşüdür,31 diyor.

Tabiinden İbn Ebî Müleyke, Hâris el-Hemedânî, Ata İbn Ebî Rabah, Ebû'l-Buhturî, Said İbn Ebî'l-Hasan el Basrî, Abdurrahman İbn Muhammed, İbn Ebî Bekir ve daha bir çok Tabiîn, Hulefâi Râşidîn ile Ashab-ı Kiram gibi teravihi yirmi rek'at olarak kabul edip benimsemişlerdir.32

İbn Abdül-Berr diyor ki; Alimler topluluğu teravih namazının yirmi rek'at olduğu görüşündedir. Hanefî, Şafiî ve Hanbeli fakihleri çoğunluğunun görüşü de budur.33 Malikiler ise Teravih namazının otuzaltı rek'at olduğunu söylerler.

Bu konuda en kuvvetli ve kesin sözü Ebû Hanife söylemiştir."el-İhtiyar" da ifade edildiğine göre İmam Ebî Yusuf, hocası Ebû Hanife'ye Teravih namazının hükmünü ve Hz. Ömer tarafından ne gibi bir delile dayanarak bu namazın yirmi rek'at olmak ve cemaatle kılınmak suretiyle ortaya konulduğunu sormuştur. Ebû Hanife (Allah ona rahmet etsin) şu cevabı vermiştir. " Teravih namazı hiç şüphesiz bir sünnet-i müekkede'dir. Hz. Ömer bu namazın cemaatle yirmi rek'at kılınmasını, ne kendi içtihadı ile ne de sırf kendi düşüncesinden çıkarmıştır, ne de Peygamberimiz zamanında olmayan bir din konusunu ortaya koymuş bir bid'atçidir. Elbette Ömer, bunu, kendisince bilinen dinin bir temel kaynağına ve Peygamberimizin bir tavsiyesine dayanarak bunu emretmiştir."34

Bu rivâyet ve görüşleri özetlemek gerekirse; Ramazan-ı Şerifte sekiz rek'at Terâvih ve üç rek'at vitir namazının cemaatle kılınması sahih rivâyetlere dayanan Peygamberimizin fiili ile sâbit bir sünnettir. Bu sekiz rek'atin üs tarafı ile beraber yirmi rek'at olması, Hulefâ-i Râşidinin sünnetidir ki buna fıkıh dilinde müstehap denir. Diğer taraftan az önce ifade ettiğimiz Peygambmerimizin yirmi rek'at teravih kıldığına dair İbn Abbas (r.a.)'dan gelen rivâyet ise senedinden dolayı hadis âlimleri tarafından zayıf görülmüştür. Fakat pek çok fakih onu görüşlerine delil gösterdiklerinden, bu rivâyete göre de yirmi rek'atın da sünnet olduğu sabit olmuş olur.

Ayrıca Peygamberimiz bu namazı tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: "Faziletine inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır."35

İtikâf

Ramazana mahsus bir ibadet de itikâftır.

İtikaf, niyet ederek bir camide durmak demektir. Ramazanın son on gününde itikaf, kifaye olarak sünnet-i müekkede'dir. Cemaatten biri itikafa girerse bu görev diğerlerinden düşmüş olur.

Peygamberimizin saygıdeğer eşi Hz. Aişe, validemiz şöyle demiştir: "Peygamberimiz Ramazanın son on gününde itikaf ederdi. Bu âdetlerine, Allah'ın kendisini ölüme daveti zamanına kadar devam etmiştir. Peygamberimizin vefatından sonra onun eşleri itikaf etmişlerdir.''36

Ramazanın sonunda bir malî ibadetimiz daha vardır ki, o da fıtır sadakasıdır.

Zekât ibadeti de genelde bu ayda yerine getirilmektedir.

Değerli kardeşlerimiz, Ramazan ayı rahmet ve bereketi bol olan bir aydır. Bu ayın feyzinden ve bereketinden yararlanmak için elimizden geldiğince ibadetlerimizi eksiksiz yapmaya çalışmalı; orucun, kötülüklere karşı koruyucu bir kalkan olduğunu dikkate alarak kötü söz ve davranışlardan sakınmalıyız. Kimseyi incitmemeye ve Kur'an okuyup anlamı üzerinde düşünerek değerlendirmeli, zamanın boşa geçmemesine çaba harcamalıyız. Anne-baba ve büyüklerimizin hayır dualarını almaya, akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimizi güçlendirmeye çalışmalıyız. Dinî bilgilerimizi artırmak için kitap okumalı, dinin esaslarına ters düşen bid'at ve hurafelerden sakınmalıyız. Çocuklarımıza da zaman ayırmalı, duygu ve düşüncelerinin olumlu yönde gelişmesine katkılarımızı artırmalıyız. Malınızın zekâtını da vererek bu malî ibadetimizi de yerine getirmeli, yoksulları sevindirmeli, toplum fertlerinin birbirleriyle sevişip kaynaşmalarına vesile olmalıyız.

Bütün bunlar, bir taraftan günahlardan arınarak yüce Allah'ın rızasını kazanmamıza vesile olacak,diğer taraftan, ahlâkımızın güzelleşmesini sağIayacaktır.

Bu duygularla hepimizin Ramazan-ı Şerifini kutluyor, bu ayın hepimize,millet ve memleketimize ve İslâm alemine hayırlar getirmesini ve daha nice Ramazanlara sağlıkla bizi eriştirmesini yüce Allah'tan niyaz ediyorum. Âmin.


Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
Mavi__ Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Haziran-2009
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1441
Bur:
Kova Burcu
  Alıntı Mavi__ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 30-Temmuz-2010 Saat 17:43


Oruç tutan kişilerin sıcağın da etkisiyle kan şekerinin düşmesine neden olacak.


Ramazan ayının yaz dönemine gelmesi, oruç tutan kişilerin sıcağın da etkisiyle kan şekerinin düşmesine neden olacak.


Uzmanlar Ramazan ayında, doğru beslenmenin önemine dikkat çekiyor. Uzun süre açlığa bir de aşırı sıcaklar eklenince oruç tutan kişilerin kan şekerinin düşeceğine dikkat çeken diyetisyenler, orucun meyve suyuyla açılması, sahurda da süt içilmesi tavsiyesinde bulunuyor.



Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, Ramazan ayında doğru beslenme konusunun çok daha fazla ön plana çıktığına dikkat çekti. Bu dönemde beslenme konusunda yapılan yanlışlara dikkat çeken Prof. Dr. İnanç, "İftarda metabolizmanın ana isteği ilk enerji kaynağına en kısa yoldan ulaşabilmektir. Özellikle beyin ve sinir hücreleri glikoz formunda enerji ihtiyacı duymaktadırlar. İftarda 12-14 saatlik bir açlıktan sonra düşen kan şekerinin en kısa zamanda yükselmesine bir bardak yüzde 100 meyve suyu yardımcı olur. Ayrıca, bir gün içerisinde alınması gereken 5 porsiyon meyve ihtiyacının da yaklaşık 2 -3 porsiyonunun karşılamasına destek olur." dedi.



Bu sene ağustos ayında başlayan Ramazan ayı hem uzun süre aç kalınan, hem de sıcakların yoğun olduğu bir döneme denk geldiğine işaret eden İnanç, sözlerine şöyle devam etti: "Bu nedenle yeterli ve dengeli sıvı alımı daha da önemli hale gelecek. Ağustos ayında tutulacak oruç döneminde vücudun sıvı dengesinin biraz daha önem kazanması nedeniyle her yaş grubunun sıvı tüketimi konusunda dikkatli olması gerekiyor. Kaybedilen sıvı günlük tüketilen su, besinler ve süt, ayran, çay, meyve suyu gibi diğer içeceklerle yerine konmalıdır."



İftarda meyve suyu tüketiminin oruç tutanlar için dengeli beslenmenin ana anahtarlarından birisi olabileceğine dikkat çeken İnanç, meyve suyunun potasyum sodyumla birlikte vücut hücrelerinin sıvı ve elektrolit dengesini sağlayan bir mineral olduğunu açıkladı.



Meyve sularının sıvı dengesini sağlanmasının yanı sıra içerdikleri potasyum ile de ağustos sıcağında terle kaybedilen potasyum ihtiyacının bir kısmının karşılanmasına destek sağladığını aktaran İnanç, "İftarı açarken içilen bir bardak yüzde 100 meyve suyu enerji ve sıvı kaynağı olarak tokluk verebilir ve uzun süreli açlıktan sonra aniden aşırı besin tüketilmesine de engel olabilir. İftarda orucun meyve suyu ile açılmasının bir başka yararı da sıklıkla karşılaşılan sindirim problemlerinin hafiflemesine yardımcı olmasıdır. Meyvelerde bulunan malik, sitrik ve oksalik asit gibi meyve asitleri sindirimi kolaylaştırır. Bu nedenle meyve suları özellikle iftarda orucu açarken bilerek içilmesi gereken sağlık içecekleri olarak ramazanda da yeterli ve dengeli beslenmenin bir parçası olmalıdır." diye konuştu.



Ramazanda yeterli ve dengeli beslenebilmek için sahur ve iftar dahil 1- 2 ara öğünle öğün sayısının dörde çıkarılması gerektiğini aktaran İnanç, sahurun sağlıklı bir oruç için kalkılması gereken öğün olmakla birlikte, açlık süresini mümkün olduğunca kısa tutabilmek için de önemli olduğunu vurguladı. Bu nedenle sahurda besin seçiminde bilinçli davranılması gerektiğinin altını çizen İnanç, genellikle sahurun kahvaltı şeklinde tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.


Sahurda mideyi daha geç terk eden, kan şekerini çok hızlı değiştirmeyecek besinlerin tercih edilmesini öneren İnanç, "Protein içeriği yüksek olan besinler midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirir. Süt hem protein içeriği yüksek olan bir besin olması nedeniyle tokluk hissedilmesine yardımcı olur, hem de sıvı ihtiyacının karşılanmasına destek sağlar. ABD'li bilim adamları, insan bünyesinin açlığa olan ihtiyacını azaltan besinler arasında ilk sırada sütü gösteriyor. 1 bardak sütün mide boşluğunu hissettirmeden insanı 5 saat boyunca tok tuttuğu belirtiliyor. Sütte bulunan şeker laktozdur. Laktoz açlıkta kullanılan glikojen depolarına destek olarak vücudun enerji ihtiyacının karşılanmasına da yardımcı olur. Sütün bileşimindeki yağ da mideden uzun sürede uzaklaşması nedeniyle tokluk duygusunun uzun sürmesinde etkili olur, kalsiyum başta olmak üzere ramazanda da mineral ve vitamin gereksinimini karşılar." dedi. (CİHAN)
                         
Yukarı Dön
supermen Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Mart-2008
Şehir: Kıl Kesmek..
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1718
Takim:

Bur:
Akrep Burcu
  Alıntı supermen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 30-Temmuz-2010 Saat 17:48
Doğru demişler doktorlarımız  içelim bol bol meyve suyu iftarda sahurdaki  oruç tutarken  kan  şekerimiz  düşmesin..  Smile
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak..
Yukarı Dön
Mavi__ Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Haziran-2009
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1441
Bur:
Kova Burcu
  Alıntı Mavi__ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01-Ağustos-2010 Saat 18:40

baklava

BAYRAMDA TATLIYA EVET... AMA NE KADAR YEMELİYİZ?

ORUÇ SÜRESİNCE BESLENMEMİZE GÖSTERDİĞİMİZ ÖZENİ, BAYRAMDA DA GÖSTERMELİYİZ

Ramazan boyunca oruç tutma nedeniyle günlük öğün sayısını azaltıldığı ve beslenme alışkanlıklarında değişiklikler meydana geldiği için bayramda normal yeme düzenine geçişte psikolojik olarak daha fazla yemek yeme eğilimi olur. Bu nedenle bayramda hazırlanan sofralara ve misafirlikte ikram edilen tabaklara dikkatli yaklaşılmalıdır.

Bayramda birdenbire aşırı yemek yemek, şeker, çikolata, ağır hamur işleri ve diğer tatlıları aşırı tüketmek mide ve barsak sisteminde çeşitli rahatsızlıklara ve kilo alımına yol açabilir. Orucun bitmesiyle ve yaklaşan Ramazan Bayramı nedeniyle sağlıklı bir beslenmeye geçmek için şunlara dikkat edilmelidir;

  • Güne kahvaltı yapılarak başlanmalı kesinlikle atlanmamalıdır. Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğu unutulmamalıdır.

  • Azar azar ve sık yemek yenilmelidir.

  • Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde yaklaşık 1.5-2.0 litre su içilmelidir.

  • Ağır hamur tatlıları yerine kalorisi daha düşük sütlü tatlılar tüketilmelidir.

  • Barsak hareketlerinin düzenlenmesi amacıyla sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır.

  • Kızartmalar yerine ızgara, fırında yada haşlama yöntemi ile pişirilmiş yemekler yenilmelidir.

  • Bayram için hazırlanan değişik türde ve tatta besinler karıştırılmadan tüketilmelidir.

  • Özellikle bayram ziyaretlerinde sunulan şeker, çikolata ve hamur işi tatlıları çok dikkatli tüketilmeli, yenilen miktar göz önüne alınmalıdır. Bu tür besinleri doymak için değil tatmak için yiyiniz. Bu tür besinlerin çok yoğun miktarda enerji içerdiklerinden kilo alımına neden olabileceği unutulmamalıdır.

  • Ayrıca sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin arttırılması anlamında günlük yürüyüşler yapılmalıdır. Fiziksel aktivitenin barsak hareketlerini arttırmaya, kan şekeri ve kolesterolü düşürmeye, kilo kaybetmeye yardımcı olduğu unutulmamalıdır.

RAMAZAN SONRASI RUTİN BESLENME DÜZENİNE NASIL GEÇİLMELİ?

Bir ay boyunca uzun süreli açlıkla yavaşlatılan metabolizmanın etkisiyle, ramazan sonrası hızla eski alışkanlıklara dönülerek yenilmesi kilo alımına yol açabilir. Ramazan öncesiyle aynı bile olsa artık metabolizma nispeten yavaşladığı için aynı besinlerle alınan enerji vücuda fazla gelir. Bu amaçla ilk hedef metabolizmayı yeniden düzenlemek veya en azından eski haline getirmektir. Metabolizmayı hızlandırmanın önemli iki yolundan biri egzersiz yapmak ikincisi ise öğün sıklığını artırmaktır. Gün içinde 5-6 öğün şeklinde (her 3 saatte bir aralara ufak öğünler koyarak) beslenmek, hem kan şekerinin düzenli olmasını sağlar hem de ana öğünlerde fazla miktarda besin tüketimini önler. Ara öğünlerde meyve, ayran-simit, süt-grisini, tost gibi besinler tüketilebilir. Kahvaltı en önemli öğünlerden biridir ve kesinlikle atlanmaması gerekir. İyi yapılmış bir kahvaltı kişiyi hem güne hazırlar hem de gün içinde ihtiyacı olacak enerjinin önemli bir kısmını sağlar. Günlük enerji ihtiyacımızın büyük çoğunluğunu sabah ve öğle öğünleriyle karşılamak, akşamı ise daha hafif menülerle geçirmek uygun olacaktır.

   ÖRNEK PROGRAM*

Öğünler

  Sabah

Peynir, Zeytin, Reçel , bal ya da pekmez, Ekmek (engel olabilecek herhangi bir hastalık yoksa haftada en az 3 kez yumurta) söğüş domates-salatalık

  Ara Öğün

Meyve

  Öğle

Etli sebze yemeği, Pilav ya da makarna ya da çorba, Yoğurt, Ekmek, Salata

  Ara Öğün

simit + ayran ya da 1 tost

  Akşam

Izgara/fırında ya da haşlama et/tavuk/balık, Salata, Yoğurt, Ekmek

  Ara Öğün

Meyve ya da isteğe göre süt

* Bu bir zayıflama diyeti değildir! Öğün araları ortalama 2 - 3 saattir. Miktarlar kişilere göre farklılık gösterebileceği için özellikle belirtilmemiştir.

Kaynak: İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü

                         
Yukarı Dön
favorite Açılır Kutu Gör
Hava Gemisi
Hava Gemisi
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2009
Şehir: Leyl_i_Lal'den
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 4163
Bur:
Ko Burcu
  Alıntı favorite Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 03-Ağustos-2010 Saat 00:06
Ramazan Ayının Önemi - Ramazanın Önemi

Ramazan ayı, ay takvimine (aya göre hesaplanan) göre, dokuzuncu ayın adıdır. Ramazan ayının dinimizde büyük bir önemi ve diğer aylar arasında seçkin bir yeri vardır. Çünkü kutsal kitabımız Kur'an bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Kur'an'da bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen "kadir gecesi" yine bu ay içinde kutlanır. Ayrıca İslam'ın temel ibadetlerinden olan oruç da bu ayda tutulur. Bu nedenle Ramazan ayı, Müslümanlar için en kutsal aydır ve ona "on bir ayın sultanı" denilmiştir.

Ramazan, Kur'an ayıdır

Ramazan ayını değerli kılan nedenlerden birisi, Kutsal kitabımız olan Kur'an'ın bu ayda indirilmiş olmasıdır. Yüce Allah Kur'an'da " Ramazan ayı insanları kurtuluş yolan götüren, doğruyu yanlıştan ayıran Kur'an'ın indiği aydır. "(Bakara suresi, ayet 185) buyurmuştur.
Kur'an', Allah tarafından insanlara öğüt vermek ve yol göstermek için gönderilmiştir. Bu nedenle Kur'an insan için hayati değer taşır. Kur'an okumak bir ibadettir. Peygamberimiz Allah'ın bildirdiği görev ve sorumluluklarımızı sıkça hatırlamamız için Kur'an'ı çok okumayı teşvik etmiştir.

Müslümanlar, ramazan ayında Kur'an okumaya her zamankinden daha çok özen gösterirler. Bunun için evlerde veya camilerde bir araya gelerek, her gün Kur'an'dan yirmi sayfa okurlar. Ramazan ayının sonuna gelindiğin de ise Kur'an'ı baştan sona bir kez okumuş olurlar. Buna hatim denir. Daha sonra hatim duası yapılır. Müslümanlar yüzyıllar boyu bu geleneği devam ettirmişlerdir.

Kur'an, Ramazan ayında inmeye başlamıştır

Kur'anıkerim, ramazan ayının Kadir Gecesi'nde indirilmeye başlanmıştır. Kadir gecesi ramazan ayının 27. gecesi olarak bilinir. Yüce Allah Kadir Gecesi'nin "Bin aydan daha hayırlı" olduğunu haber vermiştir. Peygamberimiz de "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan umarak Kadir Gecesi'ni değerlendirirse geçmiş günahları bağışlanır" (Buhari) buyurarak, bu gecenin önemini belirtmiştir.

Ramazan, oruç ve sabır ayıdır

Ramazan ayını önemli kılan etkenlerden biri de, dinimizin temel ibadetlerinden olan orucun bu ay içinde tutulmasıdır. Yüce Allah Kur'an'da "…Kim Ramazan ayına ulaşırsa oruç tutsun" (Bakara suresi, 185. ayet) buyurarak, ramazan ayında oruç tutulmasını emretmektedir. Bu nedenle Müslümanlar ramazan ayı boyunca oruç tutarlar.
Ramazan ayı oruç, ibadet ve sabır ayıdır. Allah'ın rahmet ve bağış kapılarının açıldığı aydır. Sevgili Peygamberimiz, ramazan ayında içtenlikle yapılan dua, ibadet ve iyiliklerin Allah katında daha değerli olacağını bildirmiştir.

Ramazan ayının yaşayışımız üzerinde ne gibi etkileri vardır?

Gerçekten ramazan ayının yaşayışımız üzerinde ayrı bir etkisi vardır. Bu ayın yaklaşması ile birlikte hazırlıklara başlanır. Ramazan boyunca yiyeceğimiz özel yemeklerin malzemelerini önceden alırız. Evlerimizde genel temizlik yapılır. Çevremizde bazı camilerin minarelerine mahya denilen "Hoş geldin ya şehrü ramazan" gibi yazılar görürüz. Radyolar, televizyonlar özel ramazan programı yaparlar.

Ramazanda oruç açma vaktinin ayrı bin neşesi vardır. Bütün aile bireyleri hep birlikte sofraya oturur, oruç açma vaktini gelmesini bekleriz. Ezan veya top sesinin duyulmasıyla birlikte orucumuzu dua ile açarız. Yemeğimizi yedikten sonra dua ederek Allah'a şükrederiz. Sonra akşam namazını kılar ve teravih namazı için hazırlıklara başlarız. Bu ayda camiler dolar taşar.

Ramazan ayı gerçekten bir ibadet ayı olarak yaşanır. Namaz ve orucun yanında aynı zamanda bir yardımlaşma ayıdır. Bu ayda yoksullar, düşkünler daha çok hatırlanır. Geleneğimizde yakınlar, komşular, yoksullar iftara çağrılır. Maddi durumu iyi olmayanlar için iftar sofraları düzenlenir.

Hazırlayan: Osman Ay
Ben Hep Yokum Resimlerde.Yokluğuma Önce Resimlerde Alışasınız Diye...
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz Sayfa  123 5>

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Anasayfası Forum Anasayfası > OYUN DIŞI > Paylaşım Mekanı OYUN ANA SAYFASI
En Son Mesaj Yazlan Konular
Konu Forum Yazan Tarih Okunma
Konuyu Grntlemek in Tklayn Hoşgeldin Kerem Yağız Bebek - FavoriteSohbet Odasısalıh7Bugün-17:50192
Konuyu Grntlemek in Tklayn savasları açmanın yollarıGörüş ve Önerilersalıh7Bugün-17:48992
Konuyu Grntlemek in Tklayn Günaydın / İyi Geceler DilekleriSohbet OdasıMavi__Bugün-17:326712
Konuyu Grntlemek in Tklayn KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUNPaylaşım MekanıMavi__Bugün-17:3171
Konuyu Grntlemek in Tklayn KA 03 SAVAŞ RAPORLARIKA03 Savaş Raporlarıdengesiz_insanBugün-17:0843667
Konuyu Grntlemek in Tklayn Hece Oyunu..Forum Oyunları Zeka SorularıYoL_GeZeRBugün-15:3619470
Konuyu Grntlemek in Tklayn KA02 Savaş RaporlarıKA02 Savaş Raporları KartalBugün-15:0335702
Konuyu Grntlemek in Tklayn SysRobot hyrrrGörüş ve ÖnerilerredoBugün-13:2246
Konuyu Grntlemek in Tklayn 02.09.10 cezalarCEZALARkıl_11Bugün-00:57486
Konuyu Grntlemek in Tklayn Şu An Ne Dinliyorsunuz??Paylaşım MekanıYoL_GeZeRDün-23:4133545
Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.51 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz